İmmün Trombositopeni (ITP), bağışıklık sisteminin trombositlere yanlışlıkla saldırması sonucu gelişen bir hastalıktır. Trombositler kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerdir. Trombosit sayısı düştüğünde kanama eğilimi artabilir.
Eskiden “İdiyopatik Trombositopenik Purpura” olarak adlandırılan bu hastalık günümüzde daha doğru şekilde “İmmün Trombositopeni (ITP)” olarak tanımlanmaktadır.
ITP’de bağışıklık sistemi trombositleri yabancı olarak algılar ve yıkar.
Hastalık:
Bazı ilişkili durumlar:
Trombosit sayısı düştükçe kanama belirtileri görülebilir.
Sık görülen bulgular:
Daha ciddi durumlarda:
gelişebilir.
ITP için tek bir özel test yoktur. Tanı genellikle diğer nedenlerin dışlanmasıyla konur.
Yapılabilecek incelemeler:
ITP’de genellikle:
Normal trombosit değeri yaklaşık:
Ancak her düşük trombosit değeri ciddi kanama anlamına gelmez. Tedavi kararı:
Her ITP hastasının tedavi alması gerekmez.
Kanama yoksa ve trombosit düzeyi güvenliyse bazı hastalar sadece takip edilebilir.
Tedavi kararı; kanamanın varlığı, şiddeti ve ciddiyeti, trombosit sayısı, diğer kanama riski faktörlerine göre verilir
Sık kullanılan tedaviler:
Bağışıklık sistemini baskılayarak trombosit yıkımını azaltır. Kortikosteroidler, İTP'li hastaların yaklaşık üçte ikisinde trombosit sayısını artırır. Yanıtların çoğu iki ila beş gün içinde ortaya çıkar, ancak iki haftaya kadar da sürebilir. Kontrolsüz çalışmalara dayanarak, glukokortikoidlerle tam ve uzun süreli iyileşmelerin bireylerin yaklaşık %20'sinde görüldüğü bildirilmiştir.
Mekanizma belirsizdir ancak otoantikor üreten lenfositlerin apoptoz yoluyla ölümünün artmasını ve trombosit fagositozundan sorumlu makrofaj aktivitesinin azalmasını içerebilir.
Acil trombosit yükseltilmesi gereken durumlarda kullanılabilir. Kritik kanama durumlarında, glukokortikoid ve IVIG birlikte verilir. IVIG'yi genellikle trombosit sayısını 12 ila 24 saat içinde yükseltme ihtiyacı olduğunda kullanırız. IVIG, glukokortikoidlere göre daha hızlı etki gösterir (1 ila 3 gün).
Bu maddeler, Trombopoietin (TPO) reseptörüne bağlanarak ve onu aktive ederek kemik iliğinde megakaryosit ve nihayetinde trombosit üretimini uyararak etki gösterirler. İTP'li bireylerin yaklaşık %80'inde TPO-RA tedavisine yanıt olarak trombosit sayısında önemli bir artış görülür. Ancak çoğu kişide tedavi kesilince tekrar trombositler düşer. Genellikle bu şlaçların uzun süreli kullanılması gerekir.
Trombopoietin reseptör agonistleri:
TPO-RA, ameliyattan ve splenektomi veya rituximab'ın immünosupresif etkilerinden kaçınmak isteyen ve uzun süre ilaç kullanma ihtiyacı konusunda daha az endişe duyan kişiler için iyi bir seçenek olabilir.
Rituximab bazı dirençli hastalarda kullanılabilir. Rituximab, otoantikor üreten B lenfositlerini hedef alan anti-CD20 monoklonal antikorudur. Tek başına rituximab tedavisinin genel etkinliği %40 ila %60 arasındadır. Etkinin ortalama süresi yaklaşık bir yıldır; bazı kişilerde yeniden tedaviye ihtiyaç duyulabilir ve rituximab'ın etkisi çoğu hastada bir yıldan sonra kaybolur.
Hepatit B virüsü (HBV) reaktivasyon riski nedeniyle, rituximab tedavisine başlamadan önce hastaların HBV enfeksiyonu açısından taranması gerekmektedir.
Rituximab, ameliyattan kaçınmak isteyen ve uzun süre ilaç kullanmayı tercih etmeyen bir kişi için iyi bir seçenek olabilir;
Dalak alınması bazı hastalarda uzun süreli yanıt sağlayabilir. Dalak ameliyatı (splenektomi), antikorla kaplı trombositlerin fagositozunun ana merkezini ve ayrıca dalakta bulunan ve antiplatelet antikorları üretmekten sorumlu olabilecek lenfositleri ortadan kaldırır.
İTP tedavilerinin tümü arasında, splenektomi hastalığın seyrini değiştirme ve kalıcı bir remisyon sağlama şansı en yüksek olanıdır.
Dalak ameliyatı düşünen hastaların, mümkünse ve daha önce yapılmamışlarsa, ameliyattan en az iki hafta önce kapsüllü mikroorganizmalara karşı aşılanmaları gerekmektedir.
Remisyon dönemlerine izin vermek için tekrarlayan ITP hastalarında, ilk tanıdan 12 ay sonra splenektomi yapılması önerilir.
Dalak çıkarılması (splenektomi), ikinci basamak tedaviler arasında en büyük riskleri taşır; bu riskler arasında ameliyat riskleri, immünosupresyonun ameliyat sonrası riskleri ve tromboembolik komplikasyon oranında artış yer alır.
Fostamatinib, Syk'yi (dalak tirozin kinazı) inhibe eden bir tirozin kinaz inhibitörünün küçük moleküllü bir ön ilacıdır. Fostamatinibin ana metaboliti olan R406, Syk inhibisyonunda etkilidir.
Bağışıklık sistemindeki bazı hücrelerin trombositleri yok etmesini engelleyerek çalışır. Böylece trombosit sayısının yükselmesine yardımcı olur. Fostamatinib ile genel yanıt oranı %70; stabil yanıt oranı ise %28 olarak bulunmuştur.
Fostamatinib, bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardan ve ameliyattan kaçınmak isteyen kişiler için iyi bir seçenektir.
Aşağıdaki durumlarda acil değerlendirme gerekir:
Bazı hastalarda hastalık tamamen düzelebilir. Bazılarında ise kronik seyredebilir. Günümüzde etkili tedavi seçenekleri sayesinde çoğu hastada kanama riski kontrol altına alınabilmektedir.
ITP, bağışıklık sistemine bağlı gelişen bir trombosit düşüklüğüdür. Düzenli takip ve uygun tedavi ile çoğu hasta normal yaşamına devam edebilir. Her hastanın tedavi planı kişiye özeldir ve hematoloji uzmanı tarafından düzenlenmelidir.